Çağın köşeli yalnızlıkları ve psikolojik dayanıklılık…

Tüm dünyayı etkisi altına alan, sağlık, sosyo-ekonomik ve psikolojik olarak çoğumuzu zorlayan pandemi sürecinde bireylerin, stresle baş etme, zorlukların üstesinden gelebilme güçlerinin yaşanan yalnızlık süreci ile ilişkisi bulunuyor.

Kolay bir dönem değil yaşadığımız çağ. Ancak zihin, beden ve ruh sağlığımız için dayanıklı olmamız gereken bir süreçteyiz. Ve canlılar içerisinde insana bağış edilen sınırsız bir gücümüz varevrende. Her şeyin üstesinden gelebilmek mümkün olabildiği gibi zorlu koşullarla yüzleşmek ve günlük yaşamın baskılarına esnek tepki vermek anlamına da gelen dayanıklılığa da sağlayabiliriz.

Her kaygıdan sonra hastalık yaşanır algısı yanlış

Dayanıklılık stresi sınırlamıyor, yaşam sorunlarını ortadan kaldırmıyor, ancak bireylere karşı karşıya kalan sorunlarla sağlıklı bir yüzleşme, sertlikle başa çıkma ve yaşama ayak uydurmak için güç veriyor.

Kişinin sorun yaşaması için başlangıç noktası olarak o soruna ilişkin biyolojik ve psikolojik bir arka plana sahip olması ve daha sonra bu sorunun yarattığı stresinden etkilenerek bir hastalık veya bozukluk yaşaması gerekliliğine dair bir inanç bulunuyor. Ancak her insanın bir dayanıklılığı, direnci söz konusu. Bunun beraberinde oluşan direnç, insanın bir sorun ile karşı karşıya gelmesinde hoşgörü ve uyumluluğunu artırmakla kalmıyor, daha da önemlisi akıl sağlığını korumak ve teşviketmek için destek de veriyor.

Bu gibi durumlarda özellikle zihinsel dayanıklılık sayesinde, sorunlarla karşılaşan kişiler zarar görmeden yaşamlarında bir gelişim ve fırsat olarak süreci yönetmeyi başarabilir. İnsanlar birçok hastalığa yakalanmak için bir arka plana sahip olsa da, benzer durumları yaşayan her insan hasta olmayabilir.

Yalnızlık kişinin sosyal dünyasında algıladığı eksikliklerden kaynaklanıyor

Gelelim yalnızlığa… Yıllar içerisinde yalnızlığa dair sayısız düşünür, psikolog, sosyolog tarafından paylaşımlar yapıldı. Yalnızlık terimi ilk olarak 1939’da Sigmund Freud tarafından kişinin iç yapısını tamamen değiştirilebileceğini tanımlamasında kullanıldı. Yıllar sonra Sullivan, Freud’un yalnızlık tanımını detaylandırdı; İnsanların temas ihtiyacı olan sosyal hayvanlar olduğunu ve yalnızlığın bu ihtiyacın yerine getirilmemiş olmasının dolayı ortaya çıktığını öne sürdü.

Yalnızlık: Varoluşsal, patolojik ve psiko-sosyal süreçler

Ama bildiğimiz gerçek, yalnızlığın kişinin sosyal dünyasında algıladığı eksikliklerden kaynaklandığı. Yalnızlık, toplumsal süreçlerden farklı olarak kişisel ve öznel bir durum. Yalnızlık deneyimi istenmeyendir ve üzücüdür. Yani varoluşsal, patolojik ve psiko-sosyal süreçlerdir yalnızlık.

İnsan, her zor şartı toparlayabilecek güce sahip

Yaşanan koşullar bazen baş edilmesi oldukça zor olabiliyor. Hatta bazen travmatik ya da çok stresli Bazı şartlar ise pandemi gibi, doğal afetler gibi hepimizin maruz kaldığıtoplumsal ağır koşullardır.

Tüm insanlık, maruz kaldığı olumsuz şartlar altında ortaya çıkan karamsar ruh halinden kendilerini kurtarmak ve hızlı bir biçimde toparlamak adına yeterli dayanıklılığa sahip.

Gücünüze inanın…

Yaşadığımız hiçbir şey nedensiz değil. Bazen yalnızlıklar kendimizle baş başa kalarak ruhumuzun ihtiyaçlarını anlamak için bir fırsattır; Doğanın, evrenin sesini duymak için yaşanması gerekendir.

Evrende sistem ne kadar sistematik ve düzenli ise vücudumuzda da her bir noktamız özenle var olmuştur. Dayanıklılığımız, direncimiz her şeyle baş edebilecek mükemmelliktedir.

Korku hapishanenizden kurtulup cesaret sarayınızda sınırsız gücünüzü deneyimleyebilmeniz temennilerimle…

Sağlıkla kalın,
Dr. Servet TERZİLER

Köşe Yazıları